26 Eylül 2013 Perşembe

Bir adamın ve sesinin düşündürdükleri başlıklı.

Oturup birazdan yazacaklarımı yaşayan, hisseden üçüncü kişiymiş gibi yazabilirdim, sanki hikayeymiş gibi, kurguymuş gibi. Ama yazamadım, yazamam.

Aslında her şey en yakın arkadaşım dediğim insanı kaybetmemle başladı. Okulda herkesin "yaa lise bitse bile sizin arkadaşlığınız bitmez" dediği dostluktandı bizim arkadaşlığımız. Her an birlikteydik her an. Bir günümüz bile ayrı geçmiyordu sanki -ki öyleydi de aslında. Sonra üniversite girdi işin içine. Ben kazandım o kazanamadı derken birden koptu aramızdaki o iletişim. Aniden. İkimizde inatçıyız, o mesaj atmadan ben mesaj atmam aramam kafasındayız sanıyordum ilk başlarda. Ama sonra beni hiç özlemediğini, merak etmediğini fark ettim. Bunu fark ettiğim anda kırılan kalbimin sesini duyduğuma yemin edebilirim. Çokta bir önemi yokmuş gibi davrandım ama. HALA da öyle davranıyorum.

Sonra sevdiğim herkesin gitmeye başladığını fark ettim. Hani böyle şey gibi herkes güzel bir yerlerden, daha iyi bir yerlerden bir teklif almış da gitmiş gibi. Herkes gitti. Birer birer.

Bir de komik olan ne var biliyor musun mesela, ben yalnızım dediğin zaman, yaa o kadar arkadaşın var sen mi yalnızsın demeleri. Hani bunu öyle rahat, öyle dalgayla, öyle laubali söylüyorlar ki. Sanki o an dediğin, dile getirmek istediğin her şey saçmaymış gibi geliyor. Dinleme lüzumuna bile girmiyor insanlar. Sadece ve sadece. Kocaman harflerle belirtiyorum: YA TAKMA BUNLARI, SAÇMALAMA, ÖYLE DEME bıdı bıdı diyorlar.Yani, her neyse. Bir insan mutsuzken, yalnızken ya da her ne haltsa, kendini çıkmazda hissediyorsa ona böyle şeyler demen sadece onun gözünde kendini komik, saçma ve aptal duruma düşmeni sağlıyor. Dinlemeyi bilmeyen insanlarla konuşmaya çalışmamız da ayrı bir komik zaten. Bize değer vermeyen insanlara değer vermemiz sonra da üzülmemiz gibi bi komiklik var bu durumda da. Ben beni üzen her şeye komik demeyi öğrendim, böylece sanki üzüldüğüm şey gerçekten komikmiş gibi hissettirecek diye umuyorum ama HİSSETTİRMİYOR. Aklım "bu durum komik, ha-ha komiklerinden hem de" dese de kalbim "seni aptal, beni kandıramazsın, bal gibi de üzülüyorsun" diyor. Yani aklım kalbimi kandıramıyor. Ama denemekten vazgeçiyor muyum. Yoo, hala komik üzücü olan her şey.

Bu kadar işte. Böyle oluyor. Bir şarkı duyuyorsun, yalnız kalıyorsun, geceleri mesela, kendinle baş başa kalıyorsun ve başlıyor düşünceler konuşmaya. Kaçamıyorsun da. İnsan kendinden kaçabilir mi? Bu şehir bana iyi gelmiyor, yaşadığım yer bana iyi gelmiyor diyorsun, hani tek sorun yaşadığın şehirdeymiş gibi, suçu şehre atıyorsun. Ama kalkıp başka bir şehre gitsen başka bir dünya da kursan. Sen, sensin. O düşünceler hala orada, hiç gitmediler ki. Sen sadece bedenen yer değiştirdin. O yüzden "bu şehir bana iyi gelmiyor" diyemiyorsun, diyemiyorum -ki bu şehir bana asla da kötü gelemez ya, neysee.

İnsanın kendini sorgulamasını sağlayan, üzen şarkılar yapılmamalı arkadaş. Otobüste akıp giden şehri izlerken duyduğun bir şarkının bunları düşündürmemesi gerekiyor.

Şu son günlerde beni bu derece düşündüren sadece bir kaç şarkı cümlesi.. Kalk ve şunları yaz, belki birileri okur, rahatlarsın, hislerini paylaşır kurtulursun düşüncesi.. Yazarken ne diyeceğini bilememe durumu.. Yazdıklarını bağlayamama ve hissettiklerini tam anlatamama hissiyatı.. Yayınlama bence bunu düşüncesi.. Komiklikler.. Ve o şarkı cümleleri:

"When the shit falls all you want to do is run, away
And hide all by yourself."