Oturup birazdan yazacaklarımı yaşayan, hisseden üçüncü kişiymiş gibi yazabilirdim, sanki hikayeymiş gibi, kurguymuş gibi. Ama yazamadım, yazamam.
Aslında her şey en yakın arkadaşım dediğim insanı kaybetmemle başladı. Okulda herkesin "yaa lise bitse bile sizin arkadaşlığınız bitmez" dediği dostluktandı bizim arkadaşlığımız. Her an birlikteydik her an. Bir günümüz bile ayrı geçmiyordu sanki -ki öyleydi de aslında. Sonra üniversite girdi işin içine. Ben kazandım o kazanamadı derken birden koptu aramızdaki o iletişim. Aniden. İkimizde inatçıyız, o mesaj atmadan ben mesaj atmam aramam kafasındayız sanıyordum ilk başlarda. Ama sonra beni hiç özlemediğini, merak etmediğini fark ettim. Bunu fark ettiğim anda kırılan kalbimin sesini duyduğuma yemin edebilirim. Çokta bir önemi yokmuş gibi davrandım ama. HALA da öyle davranıyorum.
Sonra sevdiğim herkesin gitmeye başladığını fark ettim. Hani böyle şey gibi herkes güzel bir yerlerden, daha iyi bir yerlerden bir teklif almış da gitmiş gibi. Herkes gitti. Birer birer.
Bir de komik olan ne var biliyor musun mesela, ben yalnızım dediğin zaman, yaa o kadar arkadaşın var sen mi yalnızsın demeleri. Hani bunu öyle rahat, öyle dalgayla, öyle laubali söylüyorlar ki. Sanki o an dediğin, dile getirmek istediğin her şey saçmaymış gibi geliyor. Dinleme lüzumuna bile girmiyor insanlar. Sadece ve sadece. Kocaman harflerle belirtiyorum: YA TAKMA BUNLARI, SAÇMALAMA, ÖYLE DEME bıdı bıdı diyorlar.Yani, her neyse. Bir insan mutsuzken, yalnızken ya da her ne haltsa, kendini çıkmazda hissediyorsa ona böyle şeyler demen sadece onun gözünde kendini komik, saçma ve aptal duruma düşmeni sağlıyor. Dinlemeyi bilmeyen insanlarla konuşmaya çalışmamız da ayrı bir komik zaten. Bize değer vermeyen insanlara değer vermemiz sonra da üzülmemiz gibi bi komiklik var bu durumda da. Ben beni üzen her şeye komik demeyi öğrendim, böylece sanki üzüldüğüm şey gerçekten komikmiş gibi hissettirecek diye umuyorum ama HİSSETTİRMİYOR. Aklım "bu durum komik, ha-ha komiklerinden hem de" dese de kalbim "seni aptal, beni kandıramazsın, bal gibi de üzülüyorsun" diyor. Yani aklım kalbimi kandıramıyor. Ama denemekten vazgeçiyor muyum. Yoo, hala komik üzücü olan her şey.
Bu kadar işte. Böyle oluyor. Bir şarkı duyuyorsun, yalnız kalıyorsun, geceleri mesela, kendinle baş başa kalıyorsun ve başlıyor düşünceler konuşmaya. Kaçamıyorsun da. İnsan kendinden kaçabilir mi? Bu şehir bana iyi gelmiyor, yaşadığım yer bana iyi gelmiyor diyorsun, hani tek sorun yaşadığın şehirdeymiş gibi, suçu şehre atıyorsun. Ama kalkıp başka bir şehre gitsen başka bir dünya da kursan. Sen, sensin. O düşünceler hala orada, hiç gitmediler ki. Sen sadece bedenen yer değiştirdin. O yüzden "bu şehir bana iyi gelmiyor" diyemiyorsun, diyemiyorum -ki bu şehir bana asla da kötü gelemez ya, neysee.
İnsanın kendini sorgulamasını sağlayan, üzen şarkılar yapılmamalı arkadaş. Otobüste akıp giden şehri izlerken duyduğun bir şarkının bunları düşündürmemesi gerekiyor.
Şu son günlerde beni bu derece düşündüren sadece bir kaç şarkı cümlesi.. Kalk ve şunları yaz, belki birileri okur, rahatlarsın, hislerini paylaşır kurtulursun düşüncesi.. Yazarken ne diyeceğini bilememe durumu.. Yazdıklarını bağlayamama ve hissettiklerini tam anlatamama hissiyatı.. Yayınlama bence bunu düşüncesi.. Komiklikler.. Ve o şarkı cümleleri:
"When the shit falls all you want to do is run, away
And hide all by yourself."
Benimde Söyleyeceklerim Var.
26 Eylül 2013 Perşembe
3 Mart 2013 Pazar
3 Kasım 2012 Cumartesi
25 Ekim 2012 Perşembe
13 Ekim 2012 Cumartesi
Derin bir nefesle içime çekmek isterdim bu kitabı, cümlelerini.
- Yaz, sevmeyenler için her yıl geçmesi beklenen bir hastalık gibidir.
- Kışın doğanlar yaz sevmez derler.
- İnsanların birbirlerini kolayca ve çabucak yargıladığı, kimsenin kimseye ayıracak vakti olmadığı, gözlerin sadece bayram etmek için baktığı, dünyanın bir 'körler ülkesine' dönüştüğü, acının ve sevginin pazarlandığı zamanlara yaşadığını fark etmek, hangi yaşta olursa olsun, başlanmaya başlamaktır.
- Biz modern insanların karnı tok olsa da gözü hep aç!
- Bu muydu? Haya bu kadar acımasızca sınırlı ve daracık alanda mı yaşanacaktı? İnsanın insana ettiği zulüm hiç bitmeyecek miydi? 'Alemin en akıllı canlısı' diye övdükleri insana, halay etmek hala yasak mıydı?
- Ancak daha önce inmiş olanlar, hüzünlü bir gülüşün arkasına saklanarak güvende olmayı unutma acısına tercih ederler çoğunlukla...
- ... ilk kez arkadaşının dedesinin kitaplığında 'kitap tozu yutmuş' ve bu 'mübarek tozu' yutanların hepsi gibi artık okumadan yaşayamaz olmuştu.
- ... özündeki hoşgörüyü kaybetmiş insanlar yüzünden bu dünyanın yakında kendi kendini yok edeceğine inanıyordu.
- Ah, hangimizin içinde gri bulutlar gezinmiyor ki...
- Korkaklıklarımıza farklı bahaneler bularak başkalarını suçlamak bizi bir süre rahatlatır. Ancak çoğu zaman artık geç olsa da, ölmeden önce mutlaka gerçeği fark ederiz.
- Uğursuzluk hep başkalarından ve onların davranışlarından kaynaklanıyor sananlar, hayatlarını aslında hiç tanımadıkları bir beden içinde geçirenlerdir.
- Kana kana ağlamak insana bazen çok iyi gelir, işte şimdi; bu 'bazen'di.
- Karar verdiğimizde en önce sesimiz değişir, karar alan gücümüz sesimize ve sırtımıza yerleşir.
- Bir de yazıyorum. Çünkü yazmazsam çıldırırım.
- Acaba insan ilaç gibi iyi gelen hayaller, gerçekleşmesi yaklaştığı için mi etkisini kaybeder? Yoksa 'suya düşen hayaller' mi daha etkilidir?
- Dünya, aradığını çok isteyenin bulmak, az isteyenin şikayet etmek, hiç istemeyeninse seyretmek için zaman harcadığı bir gezegen değil mi?
- Bir kere size göre neyin doğru olduğuna karar verdiğinizde sizi üzemezler! Bir şeye karar verene kadar bütün yanlışlıklardan geçip ayakta kalabilmek işin zor yanıdır.
- Kim nasıl bağlamışsa bu basiret denen şeyi, sanırsın boynunda bir tasma!
- Evet, benim dostlarımın hiçbiri tıpatıp insan değildi ama insanlardan daha güvenilir ve sevecenlerdi.
- Herkes tek yaratılmıştı, herkes farklıydı, ama kimse kimseden üstün değildi.
- "Hayatta tek bir mucize vardır, o da çok genç yaşta iyi bir öğretmene rastlamaktır!" diyen o yazar doğru söylemiş.
- "Büyük hayal kırıklıklarının bağışıklığı zayıflattığını kavrayan doktorlar, bu hastaların reçetelerine bol bol hayal kurma egzersizi yazmalı."ydı.
- "Yaşam, demişti biri, düşünenler için bir komedi, hissedenler için bir tragedyadır. Bana ikisi birdenmiş gibi geliyordu, hatta aramızdaki ne fazla düşünen, ne de fazla hissedenler için bile."
- Yunuslar, duyguları çok gelişmiş memelilerdir. Kalpleri kolay kırılır ve belki de bunu saklamak için ağızları gülüyormuş gibi yaratılmışlardır.
- İnsanın mutluluğunu sahiden paylaşacak birini bulması dünyanın en zor işidir!
- O, hem gıcık hem de çok şekerdi. O, karabiber gibiydi. Acısı ve kokusu güzel, hayata kattığı lezzet bir kez keşfedildikten sonra artık aranıp, özlenen bir biber.
- Türk mitolojisinde 'Hayat Ağacı'nın her yaprağı, yeryüzünde yaşayan insanları temsil eder ve göremediğimiz öbür dünyadaki gelecek hayatına denk gelir. Düşen her yaprak onun temsil ettiği kişinin ölümüdür.
- Bir de, hayattan ümidini kesmeyeceksin! Ne olursa olsun, başına gelirse gelsin, ümidini asla kaybetmeyeceksin.
- Nasıl bir şeymişki, bu aşk, insan sevdiğinden ayrılınca hayatı yedeğe alıyor, yaşıyormuş gibi yapıyor ve her şeyi kafasına yazıyor... Bir gün aşkına kavuşacak, bir bir anlatacak o yedekte yaşadığı hayatı... Sonra beraber yeniden başlayacak sahici hayat... Öyle bekliyorsun, özgürlüğüne kavuşmayı bekleyen köle gibi...
- Aşk, insana kalbinin yerini öğretiyor.
- Çünkü birileri hakkında doğal yolla bilgi edinmek, karşılığında insanın kendisi hakkında bilgi vermesi anlamına da geliyordu ve hiç kimse kendini özenle saklayan biriyle uzun süre arkadaşlık edemezdi.
- Oysa kendine mutluluk vermeyen anıları silmek, e-postadan 'delete' eder gibi çöpe atmak istiyordu.
- Öyleyse bile, insanı kendini inandırdığı şeyle gerçek arasındaki fark er veya geç bir gün kavranmaz mı? Bunu hala bilmiyorum.
- Bir kadının baba sevgisi açlığını hiçbir başka erkek veya vitamin hapı gideremez.
- Olmayacak bir şey için beklenti yaratmak çok tehlikelidir.
- İnsanın beraber anısı bile olmayan birini özlemesi, Noel Baba'yı özlemekten farklı değil; ona inanmayı da bir yaştan sonra bırakıyorsun.
- Şeftali çekirdeği kadar aşk.
- Sıcak öyle korkunç bir diktatördür ki, ondan kurtulmak için insan, sonradan saçma bulacağı her şeyi yapabilir.
- Gerçek, çoğu zaman insanı delirtecek kadar yıpratıcı ve serttir.
- Onların arkasında oturan tombul, yaşlı bir kadının, torunu olduğu anlaşılan bir oğlan çocuğuna çayla poğaça yedirmek için giriştiği mücadeleyi ve oğlanın büyükannesine ettiği eziyete rağmen, aslında ikisinin de birbirine duyduğu güven şefkatin güzelliğini gördü.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)